Görüş Bildir

Yanlış Soru Yanlış Cevap

Müslümanlar dünyanın her yerinde iki yüz yıldır aynı soruyu soruyorlar: “Ne oldu da böyle güçsüz düştük?” Bu soru kanıksanmış bir soru. Her yerde, herkes tarafından, hatta kendini İslâm ile ifade etmeyen seküler (ehli dünya) kesimlerin bile sorduğu bir soru bu. Elbette bütün müslüman toplumların, aydınların, grupların bu soruya verdikleri cevaplar farklılaşıyor. Fakat soru değişmiyor.

Sormak, rahatsız olmak ile ilgili bir şey. Kişi bir hususta şikâyetçi değilse soru da sormaz. Yani soru, sorun olunca sorulur. Nitekim “soru” anlamında “sual” kelimesi ile “sorun” anlamındaki “mes’ele” kelimesi de aynı kökten gelir. 

“Soru” kelimesine eskiden “sual” denilirdi.  Bizde “sormak” fiilinden “soru” kelimesi türetildi. “Sual” Arapça kökenli bir kelime. Kökü olan “seele” fiili  aynı zamanda “istemek, talep etmek” anlamına gelir. Nitekim “sâil” dilenci, isteyen demektir. Aynen Fransızca “demander” ve İngilizce “to ask” fiillerinde olduğu gibi... 

Demek ki sormak, istemektir. Peki neyi istemek? Kapalı bir şeyi açmayı, bilinmeyeni bilmeyi, belirsiz olanı izah etmeyi, muğlak olanı netleştirmeyi, sorunun çözülmesiyle ulaşılacak daha iyi bir konumu...

Evet, iki yüz yıllık bu soru, aynı zamanda bir sorun. Yani hem sual, hem mes’ele...
 

Cevabı kimde aramak gerek?

 

“Ne oldu da böyle güçsüz düştük?” Müslümanlar âlimi ile câhili ile, dervişi ile mollası ile, şehirlisi ile köylüsü ile, Buharası ile Istanbulu ile, her ırktan mensupları ile iki yüz yıldır bu soruyu sorup duruyorlar. Gerçekten de sorup, sonra duruyorlar. Osmanlı’nın “duraklama” döneminden bahsedenlere inat, bence asıl “duraklama” son iki yüz yıldır yaşanıyor. Çünkü yanlış bir soruya cevap verilmeye çalışılıyor. Demek ki cevabı henüz net ve ikna edici olarak, evrensel kabule şayan olarak verilmemiş bir soru bu...

devamı Semerkand Dergisi Eylül 2018 sayısında



Semerkand Dergi Logo