Görüş Bildir

Tasavvuf Klasikleri

Allah Tealâ’nın Hakkına Riayet

Hz. Peygamber s.a.v.’den şöyle bir hadis-i şerif rivayet edilmiştir: “Sâlih kimseler, başkalarının korktuğu şeylerden güven içinde bulundukları büyük bir varlığa sahiptir. Onlar, başkalarının kavuşmayı ümit ettiği fakat kavuşamadıkları şeyi elde etmişlerdir. Onlar, Hakk’ın cemalini göstermeyi vaadettiği hak dostlarının meclisindedir. Yüce Mevlâ onları cemaline ve rızasına nail ederek, ikramının son noktasına ulaştırmıştır. Daha yüce hiçbir makam, ikram ve gayenin bulunmadığı o hak meclisinde Allah Tealâ onlara şöyle der: ‘Emrime itaat edip hukukumu koruyan ve benden korkan kullarım ve yarattıklarımın arasından seçtiğim kimseler, sizlere merhaba!” (Heysemî, Mecmâu’z-Zevâid, X, 422)

Çünkü sâlih kimseler, bir emanet olarak Allah Tealâ’nın yerine getirilmesini emrettiği her şeyi yerine getirirler. Nitekim Hz. Peygamber s.a.v. de şöyle buyurur: “Hepiniz çobansınız ve emrinizdekilerden sorumlusunuz.” (Buharî, Cum’a 11, Cenâiz 32; Müslim, İmâret 20; Ebû Davud, İmâret 1; Tirmizî, Cihad 37; Müsned, II, 5, 55)

Öyleyse kullara düşen, Allah Tealâ’nın kullara karşı yapılmasını zorunlu kıldığı görevleri yerine getirmektir. Devlet reisi halkından sorumludur. İster toplumun genelini ilgilendirsin, isterse tek bir ferdini; kendisine düşen görevleri yerine getirmek zorundadır. Hz. Ömer r.a.’ın “Fırat nehri kenarında bir kuzu kaybolsa, Allah Tealâ’nın hesabını benden sormasından korkarım!” dediğini duymadın mı?

Yüce Mevlâ, gerek kendi hakkı olarak farz kıldığı gerekse diğer kullarına karşı olan hakların korunmasını ve bunlara uyulmasını emretmiştir.

İsrailoğulları, Allah Tealâ kendilerine emretmediği halde bid’at olarak ruhbanlığı çıkardılar. Onu dahi hakkıyla yerine getirmedikleri için Kuran-ı Kerim’de şöyle yerilmişlerdir:

“Uydurdukları ruhbanlığa gelince; onu biz yazmadık.” (Hadîd 27)

Yüce Mevlâ, kendilerine emredilmeyen ve gerekli de olmayan bir husustan dolayı onları tenkit ediyorsa, yerine getirilmesini emrettiği ve terkinden dolayı O’nun gazabını ve cezasını gerektiren bir şeyi terk edenin hali nice olur? Oysa emredileni yerine getirmek dünya ve ahirette her hayrın anahtarıdır. O da takvadır ki, sahipleri için cennet hazırlanmıştır; bununla ahiret saadeti temin edilecektir. Onlara amellerinin kabulü vaadedilmiş, Allah dostları diye isimlendirilmişlerdir. Korku ve üzüntünün bütün yaratılmışları sarstığı o günde, geçici korkular dışında kendilerinden korku ve üzüntü kaldırılmıştır. Dünyada ibadetleri hakkıyla yerine getirmeleri için yardıma, ahirette ise kurtuluşa mazhar olmuşlardır. Ayrıca kendilerine, herkese ağır gelen sıkıntılardan kolayca kurtulma imkânı ve hiç ummadıkları rızıklar verilmiştir.

Nitekim Hak Tealâ mealen şöyle buyurur: “Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona hiç ummadığı yerden rızık verir.” (Talak 2-3)

“Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!” (Âl-i İmran 133)

Zikredilen ayet-i kerimelerde takva sahiplerinden başka bir kimseye cennet vaadi görebiliyor musun?

Takvaya Dair

Hak Tealâ’nın sahipleri için cenneti hazırladığı takva şunlardan ibarettir:

• Gizli bile olsa Allah’a şirk koşmamak,

• O’nun sakındırdığı her günahtan sakınmak,

• Emrettiği farzları yerine getirmek.

Yüce Mevlâ şöyle buyurur: “Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size ‘Allah’tan korkun’ diye emrettik.” (Nisa 131)

Takva, Yüce Mevlâ’nın hem öncekilere hem de sonrakilere emridir.

Ayrıca şöyle buyurulur: “İyi bilin ki, Allah dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de...” (Yunus 62)

Bir hadis-i kudsîde ise şöyle rivayet edilir: “Kıyamet günü bir münadî seslenir:

– Ey Allah’ın kulları! Bugün size korku yok, siz üzülmeyeceksiniz de...

Bütün insanlar başlarını kaldırarak;

– Biz Allah’ın kullarıyız, derler. Münadî tekrar seslenerek;

– Ayetlerimize inanıp müslüman olanlar, ifadesini ekler. Kâfirler başlarını eğerler; müminler ise başlarını kaldırmış olarak kalırlar. Sonra Münadî;

– İman edip takva sahibi olanlar, kaydını ekleyince bu sefer büyük günah sahipleri başlarını eğer ve müttakîlerin başları öylece kalır.”

Kerem sahibi Yüce Allah, vaadettiği gibi onlardan korku ve üzüntüyü gidermiştir. Çünkü O kerem sahiplerinin en keremlisidir. Dostlarını boynu bükük halde bırakmaz ve onları tehlike anında asla kendi hallerine terk etmez. Nitekim O “Takva sahipleri güvenilir bir makamdadırlar.” (Duhan 51) buyurmuştur.

Takvanın aslı, Allah’tan korkmak ve çekinmektir. Bir ayet-i kerimede buyrulduğu üzere, “Rabbinin makamından (huzurunda vereceği hesaptan) korkan kimseye iki cennet vardır.” (Rahman 46).

Yine başka bir ayet-i kerimede Hak Tealâ “Rabbinin makamından (huzurunda vereceği hesaptan) korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran kimse için şüphesiz cennet yegâne barınaktır.” (Nâziat 40-41) buyurur.

Bütün bu ayet-i kerimelerle Allah Tealâ, takvada korkunun temel esas olduğunu bildirmiştir.

Araplar birbirlerine bir şeyden sakınmalarını emrettiklerinde, şöyle dedikleri konusunda dil âlimlerince söz birliği vardır: “Yırtıcı hayvandan, yıkılmak üzere olan duvardan, düşülme tehlikesi bulunan kuyudan ittikâ et (sakın)!”

Yani takvanın kelime anlamı “Dikkat et ve sakındırdığım şeyden sakın.” demektir.

Allah Tealâ’ya karşı takvanın anlamı ise, O’na karşı sorumlulukları yerine getirememekten çekinmek ve korkmaktır. Bu yüzden Hak Tealâ müttakîlere korktukları azaptan emniyeti vaadeder: “Takva sahipleri güvenilir bir makamdadır.” (Duhan 51). “Oraya (cennete) selametle güven içinde girin.” (Hicr 46). “O halde ateşe atılan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi?” (Fussilet 40)

Konuyla ilgili şöyle bir rivayet aktarılır: “Allah Tealâ, kıyamet günü şöyle buyurur: İzzet ve celalime yemin olsun ki, bugün hiçbir bir kulum için iki emniyeti bir araya getirmeyeceğim. Kim dünyada benden korkmuşsa bugün emniyettedir. Kim de dünyada benden emin yaşadıysa, bugün ona korku vardır.” (İbn Mübarek, ez-Zühd 51; Heysemî, Mecmeu’z-Zevaid, X, 308)

Bütün bu sözlerden sonra senin Allah’a olan zannın nedir? O gün senin kalbinin durumu şu iki halden sadece biri olacak:

• Ya dünyadayken Yüce Allah’tan korkan bir kalptir; o gün O’nun lutfettiği şeylerden sevinçle havalara uçar. Sabrına karşılık sevaplar verilir. Emniyet ve rıza haliyle, mahşerdekilerin gözü önünde Allah Tealâ’dan gördüğü özel lütfunu sevinçle dile getirir.

• Ya da dünyada gaflet, aldanmışlık ve güven hissi içinde bir kalptir ki, o gün korku ve dehşet içindedir. Gaflet ve aldanmışlığın cezasını görünce büyük bir pişmanlık duyar. Allah Tealâ’nın gazabına uğradığı ve O’nun kat kat artan azabından kurtulamayacağı gerçeğini anlar. Ayrıca kıyamet günü, şekavet ve hüsran ehlinden olduğu için Allah Tealâ’nın mahşerdekilerin gözü önünde seslenmesi onu kahreder.

Teslimiyet Makamı

Kardeşim! Seni ve nefsimi, başların öne eğildiği, seslerin kısıldığı, zalimlerin alçaldığı, kibirlilerin horlandığı, öncekilerle sonrakilerin sükûnetle Âlemlerin Rabbi’ne boyun eğerek teslim olduğu, huzurunda hesap vereceğin o makamdan sakındırıyor ve uyarıyorum.

Onları oraya, azametinde ve hükmünde hiçbir dengi olmayan, tek ve gerçek üstünlük sahibi Allah Tealâ toplamıştır. Kulların uzun bekleyişinden sonra hükmünü vermek için onları ayırıp, kendi üzerine yemin ederek toplamış ve şöyle buyurmuştur:

“Dünya hayatında emir ve yasaklarımla sorumlu kıldığım hiçbir kulumu, gizli veya açık her şeyden hesaba çekmeden bırakmayacağım!”

Hangi bedenle Allah’ın huzuruna çıkacağına dikkat et! Hesaba çekilirken vereceğin cevapları hazırla! Cevapların doğru olsun. Çünkü O, ancak doğru olanları doğrular, yalancı olanları yalanlar.

ER-RİÂYE’DEN, Haris el-Muhasibî, (Vefatı 243/857)



Semerkand Dergi Logo