Hâl Dili

Hâl Dili
Fetih Sırrı

Yavuz Sultan Selim Han devrinin ahlâkî yüceliğini gösteren pek çok vaka vardır. Mısır seferine giderken ordunun Gebze yakınlarından geçtiği yerler bağlık bahçelikti. Sultan Selim Han:

– Acaba askerlerim sahibinden izinsiz üzüm ve elma koparıp yediler mi, diye endişelendi.

Sonra yeniçeri ağasını huzuruna çağırttı:

– Ağa, fermanımdır! Bütün yeniçeri, sipahi ve azap askerlerimin heybeleri yoklansın. Heybesinde bir elma veya üzüm salkımı çıkan asker olursa, derhal huzuruma getirilsin, diye emretti.

Yeniçeri ağası derhal harekete geçerek heybeleri araştırdı. Sonra sultanın huzuruna gelerek:

– Sultanım, koparılmış hiçbir meyve izine rastlamadık, dedi.

Yavuz bu habere çok sevindi. Endişeden kurtuldu. Ellerini açarak:

– Allahım, sana sonsuz hamd ü senalar olsun. Bana haram yemeyen bir ordu ihsan eyledin, diyerek dua etti ve yeniçeri ağasına:

– Şayet askerlerim izinsiz meyve koparmış olsalardı seferden vazgeçerdim. Çünkü haram yiyen bir ordu ile fetih mümkün olmaz, dedi.

Osman Nuri Topbaş, Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı

Kötülüklerden Korunmak

Mal, sadaka vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak malı kaybolmaktan, zayi olmaktan korur.

Verdiğin zekât kesene bekçilik yapar, onu korur. Kıldığın namaz da sana çobanlık eder; seni kötülüklerden kurtlardan kurtarır.

Hz. Mevlâna k.s.

Allah’a Yakınlık

Ataullah İskenderî k.s. şöyle diyor:

“Senin Allah’a yakınlığından maksat O’nun sana yakın olduğunu görmendir. Yoksa sen nerede, O’na yaklaşmak nerede?

Neyi aşırı seversen onun kulu olursun. Başkasına kul olman ise Mevlâ’nın hoşuna gitmez. Hakk’ı tanıyan, her şeyde O’nu görür. O’nu seven de hiçbir şeyi O’na tercih etmez.

Mevlâ’dan isteyeceğin şeylerin en hayırlısı O’nun senden istediğidir. Hali seni uyandırmayan ve sözü seni Allah’a teşvik etmeyen kişiyle arkadaşlık etme.

Allah’tan başkasından istemen, O’ndan uzak olduğun içindir.

Faydalı ilim, ışığı göğüste yayılan, kendisiyle kalbin perdesi açılan ilimdir.

Seni kendisine çekmek için şeytanı sana düşman kıldı. Devamlı kendisine yönelmen için nefsi üzerine kışkırttı.”

Ataullah İskenderî, Hikem-i Atâiyye

Gerçek Mücahit

Tasavvuf yolunun büyüklerinden Gavs-ı Bilvanisî Seyyid Abdülhakim el-Hüseynî k.s. şöyle diyor:

“Her türlü haram işi yapmaya, her türlü günahı işlemeye müsait iken, her kim Allah’ın razı olmadığı bu işlerden kendini muhafaza eder, nefsinin yönünü Allah’a, salih amellere, namaza, oruca, Allah’ın hoşlandığı işlere yöneltirse, Allah yanında o kadar makbul olur. Rabbü’l-Alemin böyle bir yönelişten çok hoşnut olur.

Böyle bir kimsenin yapmış olduğu salih ameller Allah yanında kabul görür. Sahibi yüce makamlar, yüksek dereceler elde eder. Gerçek manada mücahitler böyle kimselerdir. Allah yanında makbul, Allah indinde pehlivan olan kimseler böyleleridir.”

Seyyid Abdülhakim el-Hüseynî, Sohbetler

İbadetler Ne Söyler?

Namaz, oruç, hac ve Allah yolunda savaş hep insanın ezeldeki elest sözleşmesinin şahitleridir. Zekât vermek, dostlara armağanlar sunmak, hasetten uzaklaşmak, insanın gönlündeki ezel sırrına şahitlik etmektedir. Misafir ağırlamak, insanlara ihsanda bulunmak: “Biz de sizin gibi müslümanız, Allah’a verdiğimiz sözde duruyoruz, sizin gibi iç temizliğimizi belirtiyoruz.” demektir.

Hediyeler ve armağanlar kime veriliyor ve sunuluyorsa bu ona: “Ben de seninleyim, seni seviyorum..” diye şahitlikten ibarettir. Bir kimse mal ile yahut başka türlü bir vasıta ile hayra çalışırsa, o çalışma: “İçimde, gönlümde cömertlik ve iyilikseverlik cevheri var.” demektir. Benim içimde takva ile cömertlikten ibaret bir cevherim vardır ki, zekât ve orucun ikisi de ona şahittir. Oruç der ki: “Allahım! Bu kişi helal lokmayı bile senin emrine uyarak yemedi. Susuzken su içmedi, nasıl olur da harama el atar?” Zekât der ki: “Bu kişi çok sevdiği malından ayrıldı ve onu yoksula verdi, bu adam nasıl olur da hırsızlık yapar?”

Fakat bu işleri, bu iyilikleri, gösteriş için, insanları aldatmak için yapıyorsa, o iki şahit, Hakk’ın ilahi adalet mahkemesinde kabul edilmezler.

Hz. Mevlâna k.s., Mesnevi

Madem Seviyorsun

Bir gün kadının biri Rabia Adeviyye k.s.’u ziyaret ederek dedi ki:

– Ey Rabia, seni Allah için seviyorum.

O da şu cevabı verdi,

– Beni kimin için seviyorsan ona itaat et.

Abdullah b. Esad Yâfiî rh.a., Ravzu’r-Riyâhîn

Hak Yolun Esasları

Hicri 13. asrın müceddidi olarak bilinen Nakşibendî yolunun büyüklerinden Mevlâna Halid Bağdadî k.s. bu yolun esaslarını, edeplerini şöyle açıklar:

“Tasavvuf yolunun, özellikle Nakşibendî yolu edeplerinin en önemlileri şunlardır:

• Dinin hükümlerine yapışmak,

• Zorlukta ve darlıkta sabırlı olmak,

• Bollukta ve sevinçte çokça şükretmek,

• Sünnet-i Seniyye’ye yapışıp bid’atlerden sakınmak,

• Kırık kalp ile Allah Tealâ’ya yalvarmak,

• Bütün vakitlerde kalbe gelen hatıraları, vesveseleri def etmek için çalışmak ve devamlı kalp huzurunu elde etmeye çalışmak,

• Kalbinin, dünya ve ahirette gerçek sevgili olan Mevlâ’dan başka bir şeyle ilgisinin kalmamasını sağlamak,

• Her an Allah Tealâ’nın huzurunda olduğunu hatırda tutmak,

• Bütün işlerde Allah Tealâ’ya güvenmek,

• Azimetle amel etmek.”

Mevlâna Halid Bağdadî, Mektubat


Sosyal medya: