Evrendeki Yıldızların Işıması

Evrendeki Yıldızların Işıması

“Biz en yakın göğü bir ziynetle, yıldızlarla süsledik.” (Sâffat, 6)

Berrak bir gecede göğe baktığımızda sanki siyah bir kadife kumaşın üzerine dizilmiş ve parıldayan elmas tanecikleri gibidir yıldızlar. Her birinin değeri üstündür; her biri aynı elmasın parçalarıdır.

Yıldızlar karanlık gecelerimizin kandilleridir. Bu kandiller şualarıyla, karanlığı yaşayan bizlere gelecek adına umut verirler; bizlere dost olurlar. Çünkü gece yol almak isteyen insanlar, gün doğana kadar yıldızların yeryüzündeki şavkımalarını yani eşyaya akseden yansımalarını seyrede seyrede giderler.

Dostluk, karanlık çökünce zordur. Aziz dostlar, kendilerine dost olmuş insanlar için karanlık geceleri aydınlatan ve onlara yol gösteren seher yıldızları gibidirler. Karanlığın hakim olduğu zaman ve mekânlarda, yola koyulanlara ışık göndermek dostluğun nişanıdır.

Bu noktadan hareketle, Yüce Allah yıldızları niçin yarattığını şu ayetlerde bizlere bildiriyor:

“O’dur ki, size karanın ve denizin karanlıklarında, yıldızlardan yararlanıp yol bulma imkanı verdi.”    (En’am, 97)

“Yol bulmak için yararlanılacak işaretler de yarattı. Onlar yıldızlarla da yol bulurlar.” (Nahl, 16)

Bu yol bizleri varmak istediğimiz yere götürür; kim nereye ve kime varmak istiyorsa oraya!

Yıldızlar arasında bir de kutup yıldızı vardır; ana yolu ve yeryüzündeki bütün yönleri gösteren…

Yıldızların ışıması kendi varlıklarının özündendir, yani ışık ve ısıyı kendiliğinden yayanlara yıldız diyoruz. Onların maddi anlamda bir varlığı olmalarına rağmen bizatihi ışık kaynağıdırlar. Işık kaynağı olduklarını da ancak ortalık kararırsa anlayabiliriz; o zaman, Kur’an’da belirtildiği gibi, kendilerini deşifre edercesine varlıklarını karanlıkta yol arayan insanların hizmetine sunarlar. İnsan için vardırlar; insan olarak seyre dalmak isteyenler için nur kaynağıdırlar: “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi.” (Nahl, 12)

Bütün bu özelliklerine rağmen yıldızlar da yaratılmıştır ve varlıkları, başlangıcı ve bitişi olan bir süre ile sınırlıdır. Kendilerine takdir edilen bu süre içerisinde Allah’ın nurunu yayarlar.

Ayetlerde geçen kutlu ifadelere göre, yıldızlar gökyüzüne saçıldığı gibi (İnfitar, 2), zamanın bir ânında ışıkları silinip (Mürselât, 8) kararıp döküleceklerdir (Tekvir, 2).

Merhum Akif İnan’ın mısralarında geçtiği üzere yıldızlar da göç ederler:

“Zaman bir hızdır ve yıldızdır akan
Esneyen günler ve gece üstünden.”

Ve Allahu Tealâ “aşağı kayan yıldıza” (Necm, 1) yemin eder. Evet, gökyüzünde bir yıldızın kaydığına şahit olmuşuzdur; veya hayatımızda kendisini yıldız olarak takdir ettiğimiz bir büyüğümüz bu dünyadan göç etmiştir ama nereye, yani hangi var oluş tabakasına ve hangi biçimde gitmiştir bilemeyiz.

İbrahim Aleyhisselam’ın Hakk’ı arayış serüveni yıldızlardan başlamıştı. Ancak o yıldız batınca, aradığı yaratıcısının başkası olduğunu düşünmüştü: “Üzerine gece basınca (İbrahim) bir yıldız gördü; ‘Budur Rabbim’ dedi. Yıldız batınca: ‘Batanları sevmem’, dedi.”  (En’am, 76). Gökyüzünde ayı görenler artık yıldıza tapmayabilirler ama yıldızın boşuna yaratılmadığını da bilirler.

Yıldızlar, günü geldiğinde kararsa da, Allah Kur’an’da “Yıldızların yerlerine yemin ederim.”  (Vakı’a, 75) buyurmaktadır. Çünkü “Yıldızlar da O’nun emriyle size boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” (Nahl, 12). “Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette yaratan O’dur. İyi bilin ki, yaratma ve emir O’nundur. Alemlerin Rabbi Allah ne uludur! (A’raf 54)

Gökyüzü semalarını ışıtan muhteşem yıldızların secde ettiklerini Rabbimiz bildirmektedir: “Görmedin mi (baksana), göklerde, yerde bulunan kimseler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah’a secde ediyorlar!” (Hac, 18). Demek ki yıldızlarda da kendilerine özgü bir hareket biçimi vardır ve onlar da yaratıcılarını bilmektedirler…

Yusuf Aleyhisselam’ın rüyasında yıldızların kendisine secde ettiklerini, yine Kur’an’dan öğreniyoruz: “Hani bir zaman Yusuf babasına: ‘Babacığım’ demişti, ‘ben rüyada on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm, bunların bana secde ettiklerini gördüm.’ demişti.” (Yusuf, 4)

Yüce Peygamberimiz’in hepimiz tarafından bilinen “Ashabım göklerdeki yıldızlar gibidirler.” şeklindeki sözü de sık sık hatırlanmalıdır. Sahabenin hangisinin ışığından feyz alırsak alalım, bugünün insanları olarak geriden gelen bizleri kendi ışıklarının mübarek kaynağına götürebilirler.

Allah’a ve Rasulüne kalben inanmış müminler de birer yıldız gibidirler; dünyaya ve dünyada yaşayan her varlığa pozitif enerji yayarlar. Her mümine bir yıldız verilirken, kâfirler toptan azap ile karşı karşıya kalırlar. Dante’nin dediği gibi; “İnsanın gökyüzünde yolunu gösterecek bir kutup yıldızının olmaması ne kötüdür!”

Evrende yıldızlar o yanda, bizler bu yanda gibiysek de, onlar ile biz insanların ruhları arasında birebir ruhi veya manevi bir ilişki vardır. Gerçekliği ve geçerliliği tartışılıyor olsa da, astroloji bilgisi bu ilişkiye dayanır. İbn Arabî Hazretleri’nin eserlerinde bu ilimden izler bulmamız mümkündür. Azizuddin Nesefî’nin “Maksad-ı Aksa ve Vahdet-i Vücud” isimli eseri de, Mahmut Sadettin Bilginer tarafından “İnsanın Aslı ve Ruhların Yıldızlarla İlişkisi” başlığı ile Türkçemize tercüme edilmişti.

Belki yıldızların esrarı, insan ruhu ve kişiliğindeki yansımaları ile biraz olsun keşfedilebilir. Elimizdeki, yüzümüzdeki ve yıldızlardaki kader işaretlerini görüp anlayabilmek, sanırım semada bir yıldız olmayı gerektiriyor…

Hem düşünce dünyamızın hem de gönül dünyamızın yıldızları elbette vardır. Onlar birer “Parlayan yıldızdır.” (Târık, 3)Ruhlarımızın karanlık bölgelerine ışıklarını yayarlar… Onların varlığı ve ışığın her noktaya ulaşması gibi ruhumuzun ve varlığımızın her bölgesini ihata etmeleri, var oluşlarının ana gayesini ortaya koymaktadır.

Aslında pek çoğumuz varlık kategorisinin alt düzeylerinde yaşıyoruz; ama bazılarımız yıldızlara bakıyor. İşte onlara ne mutlu… Çünkü onlar, her an yıldızlardan feleğe doğru çok uzun bir sıçrama yapabilirler.

Sezai Karakoç’un oruç ibadetinin namazla ve duayla birleşmesinin, inananları, büsbütün renklenmiş ve güçlenmiş olarak fizikötesi donanımların yıldızlı harmonisine bürümesine işaret etmesi dikkate değerdir. Yıldızlar, kendi aralarında muhteşem bir düzen ve uyum içerisindedirler. Evrendeki bu ahengin bir parçası olabilmemiz için, Hakk’a gönül vermiş erlerin, ibadetlerini sadece O’nun rızasına kavuşabilmeleri amacıyla olgunlaşma vesile olarak görmeleri beklenmez mi? Bu durumda cennet kavramı, çok farklı anlamlara bürünebilir.

Bir Arap şairinin dediği gibi, hedeflerimizi yıldızların seviyesine yükseltemez isek, günlük ve sıradan işlerimizi çok ciddi işler zannedip bu dünyada neredeyse boşuna yaşıyor olduğumuzu bile anlayamayabiliriz:

“Bir hedef peşinde olduğun zaman
Yıldızlardan aşağısı ile kanaat etme;
Zira sıradan işler uğruna ölmenin tadı,
Önemli hedefler uğruna ölümün tadı gibidir.”

Ve böylece gökte yıldız ararken hem onları bulamamış, hem de gururu sebebiyle bastığı yerdeki kuyuları görememiş bahtsızlardan olabiliriz.


Sosyal medya: