Kendimiz İçin, İnsanlık İçin

Kendimiz İçin, İnsanlık İçin

“Tasavvuf insanlığa ne vaat eder?” sorusu, konuya dair az çok birikimi olanlara tuhaf gelebilir. Şöyle karşı sorular sormak mümkün: Hayatın her anını Cenab-ı Hak’la sürekli, derin ve bir o kadar mahrem bir irtibat içinde yaşatmayı başlıca hedef olarak gören bir yaklaşım insanlığa neler vaat etmez ki… Yaratıcısıyla bağını önemli ölçüde zayıflatmış hatta kopartarak sürgüne uğramış insanoğlunun kendisiyle bile fena halde başı derde girmişken tasavvuftan daha etkili, bereketli, sağaltıcı bir reçete olabilir mi? Tarihte ve bugün ilahi hidayetle hayat bulan kalpler hak yola sufilerin mübarek adımlarını takip ederek girmemiş midir?

Bunlar elbette cevaplarını da içinde barındıran haklı sorular. Ne var ki konuya dair cehalet ve önyargılar, tasavvuf adı altındaki kimi yanlış ve bâtıl uygulamalar bu kutlu yolun tarihte ve bugün oynadığı büyük rolü inkâr ettirebiliyor. “Yeni Selefçilik” ve benzer görüşlere sahip başka yaklaşımlar daha da ileri gidip, vesile, tevessül, rabıta, istigase gibi konular üzerinden ağır ithamlarda bulunabiliyor.

Biz bu sayımızda tasavvuf insanlığa ne vaat eder sorusu üzerinde dururken kimseye cevap verme kaygısı gütmedik. Maksadımız, bugün bizatihi yaşayarak tasavvufu yaşatanların, yalnızca kendi dünya ve ukbaları için değil, aynı zamanda insanlık alemi nasıl büyük bir vazife gördüklerini biraz da tarihî derinlik içinde bir nebze izah etmek istedik.

14. yılımızın bu ilk sayısında dergimizin görsel düzeniyle ilgili bazı değişiklikler bulacaksınız. Biliyorsunuz, daha okunaklı, daha ilgi çeken bir Semerkand için sürekli arayış içinde olduk, kendimizi geliştirmeye çalıştık. Bu sayıdaki değişiklikler de bu çabanın ürünü. Beğeneceğinizi umuyoruz.

Abone kampanyamızın bütün hızıyla devam ettiğini duyurarak, bir derginin yayılmasında ve büyümesinde temsilci ve dağıtım görevlileri kadar, belki daha fazla okuyucuların katkısının önemli olduğunu hatırlatarak bitirelim.

Şubat sayımızda buluşmak üzere inşallah…


Sosyal medya: