Karne ve Okul Başarısı

Geçtiğimiz günlerde çocuklarımız bir kez daha karne heyecanı yaşadılar. Kimileri sevindi, kimileri üzüldü. Bizler de ebeveyn olarak onların hislerini paylaştık. Çocuklarıyla yeterince ilgilenen anne-babalar, karnelerin nasıl olacağını az çok tahmin ederler. Buna rağmen beklenmedik kötü sürprizlerle karşılaşıldıysa, çocuğu cezalandırmadan önce başarısızlık sebepleri üzerinde durmak gerekir.

Okul, hayata hazırlık yeri olmaktan çok, her aşamada bir üst okula giriş sınavına hazırlık yeri durumunda.  Çocuklar ilk sınıflardan itibaren yoğun stres ve gelecek kaygısı içinde öğrenim görmeye ve başarılı olmaya çabalamaktalar. Ebeveynler de sınav başarısı için okulu yeterli görmediklerinden, gönülsüz de olsa çocukları kurslara göndermekte. Bir nesille karşı karşıya kalmış durumdayız.

Bu testkolik neslin temel becerisi sadece doğru şıkkı bulup işaretlemek. Kelime hazinesi daralmış, anlatma ve yazma yetenekleri geliştirilmemiş. Nasılsa piyasada pek çok atasözü ve deyimleri açıklama kitabı mevcut. Tıpkı resim yapmaları yerine resim boyamayı teşvik ederek çocukların hayal ve düşünme gücünü sınırlayan boyama kitapları gibi.

Bu kadar yoğun kaygılar ve mekanikleşmiş bir sistem içinde çocuklardan üstün başarı beklemek biraz haksızlık değil mi?

 Kritik Dönemlere Dikkat

Eğitim sürecinin bazı kademeleri diğerlerinden biraz daha zor ve farklıdır. İlkokula yeni başlamak, 4. sınıfta sosyal, fen, yabancı dil gibi soyut ve zor alanlara giriş yapmak, 6. sınıfta her derste farklı bir öğretmenden ders alarak yıllardır çocuklarla hemhâl olmuş tek öğretmenin ilgi ve şefkatinden mahrum kalmak gibi.

7. ve 8. sınıfa gelen bir çocuk takriben 12-14 yaşlarındadır. Bu yaşlar insan hayatında ilk zorlanmalı dönem olan ergenliğe geçiş yaşlarıdır. Yani erinlik dönemidir. Çocukluktan yetişkinliğe geçişteki bu ara dönem, çocukta anne-babalar için kaygı verici değişimlerin gözlemlendiği dönemdir. Bu dönemde yaşanan yoğun kimlik bunalımı doğal olarak okul başarısını da etkileyecektir.

Yeni bir kimlik kazanma ve aileden bağımsızlaşma süreci, çocuğa o döneme değin aktarılan kural ve davranışları bir süre askıya aldırabilir. Bedenen 1-2 yılda gerçekleşiveren fiziki büyümeyle ruhi gelişim süreci paralellik gösteremez. Sakarlık, dikkatsizlik, umursamazlık, asilik, hırçınlık, alınganlık, dik başlılık, tembellik, duygusal iniş-çıkışlar vs. tümü bu dönemde görülebilen doğal duygu ve davranışlardır.

Bu dönemin Anadolu ve Fen Liseleri’ne hazırlık dönemine denk gelmesi onlar için ne büyük şanssızlıktır! Sizi takmayan, küstahça konuşabilen ve farklı giyinmekle ve süslenmekle meşgul olan bir çocuğa sabırla tahammülden başka yapılacak bir şey yoktur.

 Çalışma Alışkanlıkları ve Yardım

Çocuğun okul başarısını artırmanın bir yöntemi, uygun ders çalışma alışkanlıklarını erken yaşlarda kazandırmaktır. Öncelikle çalışma şartları ve sistemini düzenleyerek, çocuğun zaman ve emek kaybı önlenmelidir.

Çalışma zamanını planlamada çocuğa özgürlük tanınmalı. Kimi çocuk okuldan gelir gelmez dersinin başına oturur. Kimi de biraz oynamayı dinlenmeyi tercih eder. Çocuğunuz “yumurtayı kapıya sıkıştırmayı” alışkanlık haline getirir gibiyse, ancak o zaman müdahale edin.

Okul ve öğretmene ilişkin çatışma ve eleştiri konuları çocukların yanında konuşmamalı, çocukları tereddütte bırakmamalıdır. Çocuğun okul durumuyla sadece karne zamanı ilgilenilmemeli. Veya öğretmenlerin toplantı yapması beklenilmemeli. Baskıcı olmamak şartıyla günlük takip yapılmalı. “Bugün neler öğrendin bakalım, ben de merak ettim. Sınavın nasıl geçti? Çok ödevin var mı?” gibi onu anlatmaya yönelik sorular ile uyarabilirsiniz.

Çocuk ders çalışırken yardımınıza ihtiyaç duyabilir. Anlatacağı dersleri çalışırken onu dinleyebilir, kitaptan takip edebilirsiniz. Bu, çocuğu son derece mutlu eder ve rahatlatır. Yine çalışırken onu adam yerine koyup ikramda bulunarak jest yapabilirsiniz. Sınavı test olsa dahi yazarak, notlar alarak çalışmaya teşvik edin, daha başarılı olacaktır.

9-10 yaşlardan itibaren çocuklar arkadaşlarıyla birlikte ders çalışmaya heveslenirler. Ancak arkadaşla ders çalışmak umulduğu kadar verimli olmaz. Grubun sayısı 3’ten fazla ise verimlilik daha da düşer. Çünkü çocuklar oyuna ve konuşmaya dalabilirler. Çocuk, arkadaşıyla birlikte olmayı çok istiyorsa engel olmayın. Oyun oynamasını da yasaklamayın. Ne kadar çalıştığı konusunda yumuşak bir denetim yapın. Sonuç olumsuz ise aynı konuyu tekrar çalıştırın.

 Yanlış Tutumlar

Yazık ki, çocuğu başarısızlığa sürükleyen yanlış anne-baba tavırları da mevcut. Çocuğu sık sık başkalarıyla mukayese etmek (ki bu, genelde çocuktan üstün durumdaki bir çocuktur) onu rencide eder, incitir. Ona sağladığımız imkanları ikide bir hatırlatarak diyetini istemek nefret uyandırır. Bazen farkında olmadan kardeşler arasında ayrım yapılır. Biri çok zeki, çalışkan, problemsiz olur, tüm övgüleri ve ödülleri toplar. Aile çevresine teşhir edilir. Diğer çocuk üzerinde üstünlük kurmasına izin verilir. Tembel, başarısız çocuğun ara sıra kazandığı başarılar, ufak da olsa hiç önemsenmez, ödüllendirilmez. Adeta şamar oğlanı seçilir. Ders dışı işler bu çocuğa yüklenir. Sonuçta çocuk hem daha kötüye gider, hem de kardeşler arasında düşmanlık körüklenmiş olur.

Cinsiyete dayalı ayırım da toplumumuzda sıklıkla görülmekte. Burada mağdur edilen kız çocuklarıdır. Çocuğa “okumasa da olur” alternatifinin ara sıra hatırlatılması onu son derece etkiler.

Taksi şoförlüğü yaparak, zor şartlarda çocuğunu okutmaya çalışan bir aile içinde bir kez “okuyamazsa taksiye geçer” konuşması olmuş. Çocuk derslerini önemsememeye başlamış. Günün birinde, anne çalışması için çocuğa kızdığında “nasıl olsa babam bana taksiyi vermeyecek mi?” cevabını alır. Oysa konuyu onun yanında konuştuklarının farkında dahi değillerdir.

“Ben senin gibiyken… Ben senin yerinde olsaydım” gibi sözcüklerle başlayan cümleler, aslında çocuğumuza yaptığımız gizli saldırılardır. Kendi özlemlerimizi çocuğumuza yükler, başaramadıklarımızı başarmalarını ısrarla isteriz. O’nun tercihlerine saygı duymak akla bile gelmez. Nihayetinde o çocuktur, sorumluluğu bizdedir!.

Askerde iftiraya uğramış bir baba, hakim karşısına çıkarak aklanır. Şerefini kurtaran hakimlik mesleğine ve hakime minnet duyar. Yıllar sonra teknik dehaya sahip oğlundan ısrarla hakim olmasını ister, dediğini de yaptırır. Ancak hukuk fakültesi 6 yılda bitmiştir ve bu genç hakim olamamıştır, gönülsüzce avukatlık yapmaktadır.

 Ödül mü Ceza mı?

Lütfen bu kuralı unutmayın: Ödül her zaman cezadan daha etkilidir. Sık olmamak kaydıyla çocuğa vadedilen veya vadedilmeden sürpriz olarak verilen makul ödüller çok işe yarar. Küçük başarılara verilen büyük ödüller çocuğu şımartır ve alışkanlık yapar. Ara sıra, çocuk çok çalıştıysa, henüz sınava girmeden (yani başarıya ulaşmadan) veya karnesini almadan ödülünü verin. Bu onu daha da iyi yönde etkileyecektir. Aksi takdirde aklı ödüle takılır kalır. Sınavı başarma arzusu, ödüle ulaşamama kaygısına dönüşür. Ayrıca ona hediye almanızda başarının tek kriter olmadığını da hissetmesi onu mutlu eder.

Ödül vaad ederken bol keseden atmamak gerekir. Çocuk nasıl olsa bunu başaramaz düşüncesiyle vaad edilen yerine getirilmesi zor ödüller kişiyi sıkıntıya sokabilir. Devlet memuru baba, 10-12 yaşlarındaki oğluna “Yasin’i ezberle, sana 250 milyon!” der. Çocuk odasına kapanır, bir saat sonra çıkar Yasin’in bir sayfasını ezbere okur… “Aman oğlum” der baba; “ezberle dediysek o kadar çabuk demedik!”

Çok büyük ödüller çocukta gerilim oluşturabilir veya tam aksine inandırıcı olmaz, çocuğu etkilemez.

Her aile kendi çocuğunu en iyi tanır. Tembellik sonucu gelen kötü bir karneye tabii ki kızılmalıdır. Ama nasıl ve ne kadar kızılmalı? Çocuğu intihara ya da evden kaçmaya sevkedecek kadar asla değil! Dayak geçici bir etkiye sahiptir. Fiziki ceza çocuğu rahatlatır. Oysa psikolojik ceza (sevgiyi esirgeme, ilgilenmeme, çok üzüldüğünü hissettirme, vb.) çok daha etkilidir. Burada çocuğun psikolojik yapısı dikkate alınmalı, cezanın dozu kaçırılmamalıdır. Kimi çocuk vardır ki (af buyurun) yüzüne tükürseniz hafifçe sırıtabilir. Kimi çocuk da vardır ki, kaşınızı eğseniz gözleri dolar.

 Özel Durumlar

Başarıyı etkileyen sınıf içi ortama ve öğretmene ilişkin faktörler de olabilir. Ayrıca içe kapanıklık, çekingenlik, kendine güvenememe, alay edilme korkusu, kekemelik, bedensel özürü veya sakatlığı olma, aşırı hırs ve saldırganlık ve evle ilgili problemler de ikinci bir karneye kadar gözden geçirilmelidir.

Tekrar; anne-baba olmanın kendi özel hayatımızdan ve zamanımızdan pek çok fedakarlık gerektirdiğini hatırlatmak isterim. Yüce Rabbim anne-babalara kolaylıklar, evlatlarımıza da üstün başarılar ihsan eylesin…

 

 


Sosyal medya: