Evliya Çelebi

Günümüz hayat tarzının ve ekonomik zorunluluklarının birçoğumuzu birer Evliya Çelebi’ye dönüştürdüğü malum. Aslında cebinde birazcık parası olanların bugünkü imkanlarla Çelebi’likten nasipdar olmalarının önünde hiç bir engel yok. Evet, çelebilik kolay ama “evliya” sıfatlı çelebilikten söz edeceksek, işte orada durmak lazım.

Hem evliya hem çelebi nasıl olunur, bunu okuyucularımızın kabiliyet ve takdirlerine bırakalım ve gelin biz adını anıp durduğumuz meşhur Evliya Çelebi’den söz edelim.

Evliya Çelebi, onyedinci asırda yaşamış ve dosta düşmana adını ezberletmiş ünlü seyyahımızdır. Padişah I. Sultan Ahmed zamanında 25 Mart 1611’de İstanbul’un Unkapanı semtinde dünyaya gözlerini açmış. Hazret’in ilginçliği daha doğarken başılyor: Doğduğunda babası 78 yaşındadır. Derviş Mehmet Zıllî Efendi namlı bu ihtiyar delikanlı baba sarayın kuyumcubaşısıdır ve Haliç civarında birçok kuyumcu dükkanının da sahibidir. Derviş Mehmet Zıllî Efendi oğluna Evliya ismini, müntesibi bulunduğu Mevlevi dergahı şeyhi Evliya Mehmet Efendi’ye hürmeten verir. Ancak bize kalırsa bu Evliya’lık sadece nüfus kütüklerinde sınırlı kalmaz. Hazret’in sonraki dönemlerde başından geçenlere bakılırsa, evliya kelimesini sıfat olarak da taşıdığını pekalâ söylemek mümkün.

Evliya’nın çocukluğu, doğduğu semt olan Unkapanı’nda geçer. Sıbyan Mektebinden sonra Fil yokuşundaki Hamit Efendi Medresesi’nde devrin meşhur ulemasından Ahfeş Efendi’den tecvid ve tekmil-i fünun dersleri alır. Evliya Mehmet Efendi’nin rahle-i tedrisinde hıfzını ikmal eder. Yani seyyahımız bir hafız. Medrese yıllarında iken, Sultan İbrahim döneminde Cinci Hoca olarak meşhur olacak olan Safranbolulu Hüseyin’le arkadaşlık eder. Çok zeki ve kabiliyetli olan Evliya, Molla Cami’yi okurken Hüseyin henüz ‘Kitab-ı Izzî’yi okumakla meşguldür.

 On Parmak, Kaç Hüner?

Bu parlak zekâsının yanında, Evliya’nın insanın içine işleyendavudî bir sesi de vardır. Bu sebeple babasının ve üstadının şefaatıyla 25 yaşındayken girdiği Enderun’da Derviş Ömer Efendi’den musiki dersleri alır. Böylece bu etkileyici sesle birlikte musiki eserlerini icrada da büyük ustalık sahibi olur. Bu yetenekleri onu Sultan 4. Murad’ın nedimliğine kadar yükseltir. Sultan’ın huzuruna ilk çıkışında padişah:

“hele bir şeyler oku da dinleyelim” der. Evliya yetenekleri konusunda hiç mütevazi değildir:

“Padişahım! Yetmişiki ilimden Türkî, Farısî, Arabî, Rumî, Süryanî, kar, nakış, savt, zikir, ebyat, kasaid, terci-i bend, terkib-i bend, mersiyye, ıydıyye, müsemmen, müsebba’, pençbeyt, gazaliyyat, dubeyt, kıt’a, muaşşer, muamma, ilahiyyattan her ne murad-ı şerifiniz olursa buyurun okuyayım” der. Padişah:

“Bre rençbere bak! Ne acaib dava etti… İş düzen midir, yoksa saydıklarını icraya kadir midir?” diye hayretini beyan eyler.

Bunun üzerine genç Evliya o davudî yanık sesiyle birkaç eseri okur. Başta padişah olmak üzere oradakileri kendisine hayran bırakır.

Evliya çok renkli bir kişiliğe sahipti. İlimle iştigalinin yanında şiirler de yazmıştı ama zamanında kimsenin dikkatini çekmemişti. Şiirde iddialı da sayılmazdı zaten.

 “Seyahat Ya Resulallah”

Otuz yaş civarındayken maaşlı olarak Enderun’dan ayrılır. Seyahatlerine sebep olduğu söylenen meşhur rüya da bu dönemde vuku bulur. Rüyaya göre Evliya, Ahî Çelebi Camii’nde minberin yanında oturmakta iken bira ara uykusu galebe çalar. Tam bu esnada kapılır açılır, nuranî simaları olan bir topluluk içeri girer. Caminin içi nurla dolmuştur. Gelenler Ashab-ı Kiram’ın büyükleridir. Müslüman Tatar askerlerine yardıma gitmek üzere toplandıklarını, birazdan Hz. Peygamber A.S.’ın da geleceğini söylerler. O geldiğinde şefaat istemeyi unutmamasını da Evliya’ya tenbih ederler. Söylendiği üzere az sonra Hz. Peygamber A.S. teşrif buyurur. Caminin içi ziyadesiyle nur dolmuştur. Evliya, Hz. Peygamber’in mübarek ellerini öper, “Şefaat ya Rasulallah!” diyeceği yerde, heyecandan dili sürçer ve “Seyahat ya Rasulallah!” deyiverir. Hz. Peygamber A.S. engin şefkatiyle tebessüm buyurarak, “şefaatim sana hak, seyahatin de mübarek olsun” der. Rüya da böylece biter.

Artık Evliya’nın hayatında yepyeni bir dönem başlamıştır. Koca İstanbul dar gelmeye başlar. Çıkıp gezmek, görmediği yerleri görmek için karşı konulmaz bir istek duymaya başlar. Nihayet bir arkadaş grubuyla birlikte evliyalar diyarı Bursa’ya ilk seyahatini yapar. Bundan sonra artık 40 seneden fazla sürecek olan hayatının tamamını diyar diyar gezerek geçirecektir.

 “Gezerim Ama Avare Değil”

Çelebi’miz gezer ama öyle gayesiz ve başıboş değil. Seyahatname adlı meşhur eserini, bu uzun ve yorucu yolculukları boyunca gördüklerini izlediklerini not ederek meydana getirir.

Seyahatname’den öğrendiğimize göre Evliya Çelebi seyahatleri esnasında bir çok tehlikelerle karşılaşmış, hatta bir seferinde bindiği gemi Karadeniz’de bir fırtınaya yakalanmış ve canını zor kurtarabilmiştir.

Evliya Çelebi, devrinin popüler simalarından biriydi. Onun bir çok hünerinden biri de ok atmaktı. Başarılı bir kemankeş olarak da meşhurdu. Mehmet Vahit Efendi adındaki bir şahsın Tîrendazname adlı kitabında bahsettiği üzere, Evliya Çelebi İstanbul’da Ok Meydanı’nda okçulukta rekor kırmış bir kemankeştir.

Çelebi cirit oyununu da çok sevmektedir. Dişlerinin çoğu cirit oyunlarında kırılmış olmasına rağmen, yine de bu oyundan vazgeçemediğini öğreniyoruz.

Evliya Çelebi’nin evlenip evlenmediğini veya çocuklarının olup olmadığı hakkında bir malumata sahip değiliz. Evliya’nın ne zaman vefat ettiği de tam olarak bilinmiyor. Ama eserinde Osmanlı saltanat devirlerinden kısaca bahsederken, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın sadaretine kadar gelmiştir. Haliyle 1683 Viyana kuşatmasından hemen önceki aylarda vefat etmiş diyebiliriz. Yine bu savaştan önce Merzifonlu ile oynadığı cirit oyununda üç dişinin da kırıldığını bizzat kendisi anlatır.

Evliya Çelebi hayatı boyunca gezdiği gördüğü yerleri Seyahatname’sinde öyle bir anlatır ki, sanki o manzarayı okuyucuya seyrettirir. Bu açıdan Seyahatname, yazıldığı devrin insanları, olayları ve eserleri ile ilgili eşsiz bir hazinedir. Hayatını böylesine farklı ve o dönemde pek akla gelmeyecek bir hizmet için harcayan Evliya Çelebi, her asırda hayırla yad edilmeyi fazlasıyla hak etmiş bir büyük simadır. Büyük insanlar kendi zamanının çok ilerisini görebilen ve o bakışa göre ortaya hayırlı bir eser bırakanlar değil midir?


Sosyal medya: