Görüş Bildir

Emanetin Farkında mıyız?

Yüce Mevlâ, insanoğlunu mahlukâtın en şereflisi olarak yaratmış ve onu türlü meziyetlerle donatmıştır. İnsanoğlu imtihan gereği iki tercih arasında serbest bırakılmıştır. Yaratılış gayesine uygun davranan, yani Âlemlerin Rabbi’ne iman ederek O’nun emri doğrultusunda hayatını tanzim eden müminler sonsuz nimetlerle müjdelenirken, nefsine tâbi olup fıtratına aykırı davrananlar ise ebedî azap ile ikaz edilmişlerdir. Yani insan, ya nefsine tâbi olup şeytanın oyuncağı olacaktır ya da Rabbine kul olup huzur bulacaktır. 

Rabbinin rızasını hedefleyen müminlerin, Allah Rasulü s.a.v.’e tâbi olmadan hedeflerine ulaşabilmeleri mümkün değildir. Allah Rasûlü s.a.v.’e tâbi olmak ifadesinden ne anlamalıyız? Hz. Peygamber s.a.v.’e tâbi olmak sadece sözlü bir beyandan ibaret değildir. Tâbi olmak, en genel ifadesiyle Allah’ın dinini, Rasulullah s.a.v. gibi anlamak ve yaşamaktır.

Bunun temini için başta Sahabe Efendilerimiz (Allah Tealâ onlardan razı olsun) olmak üzere, nesilden nesile günümüze kadar bu anlayışı ve yaşantıyı şiar edinen âlim ve âriflere tâbi olmak, onların rehberliğinden istifade etmek kaçınılmazdır. Zira Efendimiz s.a.v.’in anlayışı, yaşantısı ve güzel ahlâkı, bu ümmetin âlimleri ve takva imamları tarafından hem satırlara hem de sadırlara ilmek ilmek işlenmiş ve günümüze kadar taşınmıştır.

Yazının devamı Semerkand Dergisi Ekim 2019 sayısında.




Semerkand Dergi Logo