Çocuklara Allah’ı Anlatmak

Israrla Rabbimizi anlatırız da, çocuğumuzun bu anlatımlardan zevk almadığını ve etkilenmediğini görürüz. Anne-babaların çocuğun soğukluğundan ya da yanlış tercihlerinden gerekli dersleri her zaman çıkarabildikleri söylenemez. Oysa “nerede hata yaptık?” sorusunu sıkça sormalıyız kendimize.

Mü’min anne-baba, çocuklarının da mü’min olarak yetişmelerini ister. Bu aynı zamanda dini bir yükümlülüktür.

Mü’min anne-babalar, doğumlarıyla birlikte kendilerine neşelerin en güzelini tattıran çocuklarının kulaklarına Ezan-ı Muhammedi’yi okurlar ki, nebevi terbiyenin şartlarından birisi yerine gelmiş olsun. Özellikle de ailede salih bir mü’min aranır, bu işi deruhde etmesi ve adeta bebeğin “kâlu belâ”da verdiği sözü çağrıştırması için.

Çocuk, bizleri bilinçli bir şekilde izlemeye başladığı güne dek, eğitim açısından her şey güzel ve nisbeten kolaydır. Aslında doğduğu anda bile annesinin sesini tanıyacak kadar yetenekli olan bu minicik varlıkların bizleri izlemedikleri an var mıdır?

Ama yine de daha zor olanı, çevresiyle ilgisinin başladığı, sorular sorduğu dönemdir.

Eğitimciler, çocukların doğuştan dini kabule hazır olduklarını vurguluyorlar. Bizim yaşına ve dönemine uygun bir tarzda anlatacağımız dini konuları çok yadırgamayacak, hemen kabullenme eğilimi gösterecektir. İşte bu noktada küçüklerin değil, büyüklerin eğitime ve bilgilenmeye ihtiyaçları vardır.

Çocuğumuzun dini kabule hazır olduğunu düşündüğümüz anda en uygun fırsatı yakaladığımızı düşünür ve bildiklerimizi en ince teferruatına kadar anlatmaya başlarız. Amaç, Rabbimizi tanıtmak gibi hem samimi hem de mukaddes bir amaçtır. Niyet güzeldir. Fakat yalnızca niyetin güzel olması yetmemekte, niyetin nasıl gerçekleştirileceği büyük önem kazanmaktadır. Bizim için bir sınav başlamıştır artık. Dini eğitim vermek açısından çocuğumuzun ilk çocukluk yılları, onun geleceğini de etkileyecek başarılı bir dönem olabileceği gibi kalıcı yanlışlar dönemi de olabiliyor.

Yanlışlarımız

Israrla Rabbimizi anlatırız da, çocuğumuzun bu anlatımlardan zevk almadığını ve etkilenmediğini görürüz. Bütün çabalarımıza rağmen, diğer varlıkları tanımaya çalışırken gösterdiği iştiyakı, heyecanı dini öğrenme noktasında göstermez. Daha da üstüne gittiğimizde “ben Allah’ı sevmiyorum, O’nun cehennemi var” diyerek tavrını koyacaktır. Anne-babaların çocuğun soğukluğundan ya da yanlış tercihlerinden gerekli dersleri her zaman çıkarabildikleri söylenemez. Oysa “nerede hata yaptık?” sorusunu sıkça sormalıyız kendimize.

Çocuğun sorular sormasına, özellikle yaratılış ile ilgilenmesine güvenerek Allah’ın zaman ve mekan dışı, ezeli ve ebedi oluşundan bahsederiz. Halbuki çocukta henüz sayı ve zaman kavramı oluşmamıştır. Soyut düşünememektedir; doğal olarak tanıyacağı ve seveceği her şeyi, görebileceği bir varlık olarak algılama eğilimindedir. Bu nedenle, biz zaman ve mekan üstü, aşkın bir varlıktan, O’nun sonsuz kudretinden bahsettikçe o, Allah’ı kendinden çok uzak, sevilmesi zor bir varlık olarak algılayacaktır. Bizim anlattıklarımızdan değil, güleryüzle kendisine hediye veren kişiden daha çok etkilenecektir. Çocuğun duygusal ve zihinsel hazır oluşunu gözetmeden ona anlayamayacağı bir şekilde Allah’tan, ahiretten bahsetmek çoğu zaman zararlı sonuçlar doğurabilmektedir.

Yine mü’min anne-babanın yaptığı en önemli yanlışlardan bir diğeri de, çocuğu Allah ile korkutmaktır. Soruları ve algılama kapasiteleri gün geçtikçe büyüyen çocukların yaramazlıkları da artar. Ve anne-babanın bir yığın önemli işinin arasında bazen tahammül edilmesi zor bir “nesne” gibi durur çocuklar. İşleri akamete uğratan, bir an önce aradan çekilmesi gereken bir nesne… Böyle durumlarda düşünmeden, yine en kestirme ve kolay yolu tercih ederek, yaramazlığına devam ettiği sürece “Allah’ın onu cehenneme atacağını ve yakacağını” söyleyerek tehdit ederiz. Ya da “Allah cezanı versin” gibi bir bedduayı layık görürüz ona. Oysa tüm bu cümleler çocuğa arzu etmediğimiz şekilde bir Allah tanımı vermektedir. Çocuk, Allah’ın insanları cezalandırmak için fırsat kolladığını, en küçük hatalarda bile onları ateşe atmak istediğini düşünür.

Çocuğu istediğimiz şekilde sindirmiş ve kalan işlerimize devam etmek için gerekli ortamı temin etmişizdir. Öfkemiz de dinmiştir bu arada. Söylediklerimizi unuttuğumuz gibi çocuğun etkilenişini de farketmemişizdir. Ve dini eğitim için uygun bir fırsat olarak gördüğümüz bir başka zaman diliminde Allah’ın ne kadar büyük olduğunu, herşeyi O’nun yarattığını, iyilere mükafat, kötülere ceza vereceğini anlatarak bir çelişkiler yumağına sokarız onu. Henüz tehdit cümlelerinin verdiği korkuyu üzerinden atamayan çocuk, bizim sabırsızlığımız sayesinde Yüce Yaratıcı’nın ilk önce “gazab” sıfatıyla tanışmıştır. Her şeye kızan, azabı seven bir Allah tanıtmışızdır ona. Bir de görsün, alışsın ve sevsin diye götürdüğümüz camide koştuğu, gürültü yaptığı için kibarca ikaz etmek yerine azarlamışsak eğer, çocuk bir kez daha kırılır ve bir kez daha ümidini keser Allah’ın merhametli olduğundan.

Ne Yapmalı?

Anlık ve çoğu kez de gereksiz öfkelerimize alet etmemeliyiz Allah’ın gazab sıfatını. Çocukların sevgiyle büyüdüğünü, sevgiye daha çabuk cevap verdiklerini unutmayarak, Allah’ın merhamet sıfatlarından ve kullarını sevdiğinden bahsetmeliyiz ilk önce. Çocuklar kelebeklerden, kuşlardan, çiçeklerden ve daha bir yığın rengarenk, hareketli varlıklardan çok hoşlanırlar. Allah’ın bütün bunları sevdiği için bizlere verdiğini anlatabiliriz onlara. Algılama yeteneği geliştikçe yaşına uygun örnekleri ve diyalogları kulanabiliriz.

Aksine davranışların, bize çocuk yetiştirme sınavını kaybettireceğini unutmayalım. Korku ve endişeleri yoğun bir varlık olan çocuğa, bir başka korkuyu, özellikle de Allah’ın hep cezalandıracağı korkusunu vermeyi, dini eğitimin ilk basamağı olarak tercih etmenin büyük bir yanlış olduğunu bilmeliyiz.

Dindar bir aileden gelip de inkarı tercih eden ve dinden nefret eden insanların geçmişlerinde genellikle bu tür eğitim yanlışlarının var olduğunu görürüz. Dayakla din öğretilmeye çalışılan insanlar, ilk fırsatta dinden uzaklaşırlar.

Yine unutmayalım ki, çocuk eğitimi bir bütündür. Şiddete maruz kalan, bütün hataları şiddetle cezalandırılan bir çocuk, Allah’ın şefkatli, merhametli ve adalet sahibi olduğunu zor anlayabilecektir. Zira “Sevgi verasetle kazanılır.”


Sosyal medya: