Zenginlikten YoksulluğaDünyanın dikkatini ancak 12 Ocak 2010 tarihinde yaşadığı depremle çekebilen Haiti’nin orijinal ismi Ayiti’dir. Bu isim yerel dilde “Dağların Ülkesi” anlamına gelmektedir. Mutlaka bir tanım yapmak gerekiyorsa, burası herhalde “fakir ve yoksulların, biçarelerin ülkesi” olarak tanımlanabilir. Çünkü Haitililer dünyanın en yoksul halklarının başında geliyorlar.Batılılar Amerikan kıtasını ve yerli halklarını sömürmeye ilk Haiti’den başlamışlardır. İspanyolların Haiti’ye gelişiyle savaşçı anlamında Arawak (veya Taino) adıyla anılan Kızılderililer, vahşi soykırımlardan birine uğramışlardır. Çünkü İspanyollar dünyanın yemyeşil adalarından birisini yerlilerle paylaşmayacak kadar bencil ve açgözlü idiler. Yirmi beş yılda yerlileri sistematik biçimde yok ederler. Soykırımdan sonra ortaya çıkan işgücü boşluğunu da Afrikalı müslüman kölelerle kapatmaya çalışırlar.1780’lerde dünya şeker ihtiyacının %40’ını, kahve gereksinimininse %60’ını tek başına sağlayan zamanın en değerli kolonisi Haiti, yeni kıtada köleliğe karşı ilk isyan hareketinin yaşandığı ve bağımsızlığın kazanıldığı ülke olma özelliğini de taşır. Haiti Devrimi (1791-1804) sayesinde Afrika kökenli halk Fransız egemenliğinden ve köleliğin boyunduruğundan kurtulmuştur. Yüzlerce köle isyanı arasında, bulunduğu ülkeyi tamamen özgürleştiren tek başarılı isyan budur.Ne yazık ki bundan sonrası birbiri ardınca yönetimi ele geçiren diktatörler tarihidir. Tiranların öncelikli hedefi çıkarları olmuştur. Bağımsızlığın elde edilmesi uğrunda verilen ekonomik ödünlerse ülkeyi ve halkı daha da yoksullaştırmıştır.Ne yazık ki İspanyollarla Fransızların baskıları sonucunda müslümanlar dinî inanç ve değerlerini gelecek nesillere aktaramamışlardır. Yine de gezginler tek tük müslüman ismi taşıyan kimselere rastladıklarından söz etmektedirler.Şu anda Haiti’de dağınık gruplar halinde birkaç bin müslüman yaşamaktadır. Hıristiyan ülkelerin basın yayın organlarında İslâmî yardım kuruluşlarının Haiti’yi vudu (kara büyü inancı) veya hıristiyan olduğu için yardıma değer görmediğine dair ifadeleri, belki de İslâm’ın burada kolaylıkla yayılabileceğine ilişkin endişelerinin dışa vurumu olarak algılanmalıdır.