Görüş Bildir

Gaflet Uykusu

İnsanoğlunun dünya hayatındaki yegane vazifesi, ölünceye kadar Rabbine kulluk etmektir. Her ne yaparsa kulluk bilinciyle hareket etmeli, Rabbinin rızasını hedefine koyup bu farkındalığı devamlı canlı tutmalıdır. İmtihanın bir gereği olarak nefs ve şeytanın aldatmasına karşı Yüce Mevlâ’nın rahmetine sığınmalı, o rahmetin en büyük tezahürü olan Rasul-i Ekrem s.a.v.’in yoluna tâbi olmalıdır. Hidayet üzere olmak ve Allah Tealâ’nın razı olduğu bir gidişata sahip olmak için Efendimiz s.a.v.’in örnek hayatına tâbi olmaktan başka çare yoktur:

“Andolsun ki Allah Rasulü’nde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21)

Aksi takdirde kişi kendi başına kalır, heva ve hevesine tâbi olur, yolunu şaşırır ve dünyanın fani lezzetlerine aldanır. Nefs ve şeytanın oyuncağı haline gelir, yaratılış gayesini, ahireti ve hesap gününü unutur, savrulur durur. Günümüzde müminlerin karşı karşıya kaldıkları en büyük sorun budur: Rabbini ve ahireti unutup nefsin keyfinin peşinde savrulmak.

Kendinden habersiz

Yüce Mevlâ müminleri takvaya ve ahiret için hazırlık yapmaya davet ettikten sonra şöyle ikaz eder:

“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fâsıkların ta kendileridir.” (Haşr 19)

Müfessir Fahruddîn er-Râzî rh.a., Kur’an-ı Kerim’i baştan sona kadar tefsir eden ilk müfessir olan Mukâtil b. Süleyman rh.a.’in bu ayeti şöyle izah ettiğini nakleder: Onlar Allah’ın hakkını unuttular, bunun üzerine Allah da onlara, kendi nefslerinin hak ve hukukunu unutturdu. Böylece onlar, Allah katında kendilerine fayda verecek şeyleri yapamadılar. (Mefâtîhü’l-Gayb, XXIX, 292)

Bu unutkanlığın ve umursamazlığın sebebi gaflettir. Gaflet en tehlikeli manevi hastalıktır. Nasıl ki vücuda bulaşan bir virüs tedbir alınmadığında ölümcül hastalıklara sebep olabiliyorsa, kalbin hastalığı olan gaflet de gerekli tedbirler alınmazsa kalbin manen ölmesine ve hakikat karşısında mühürlenmesine sebep olabilmektedir.

Dünya hayatını ahirete tercih eden kâfirlerin içinde bulunduğu bu gaflet hali Kur’an-ı Kerim’de şöyle haber verilir:

“Bu (azap), onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah’ın kâfirler topluluğunu hidayete erdirmemesinden ötürüdür. İşte onlar, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini Allah’ın mühürlediği kimselerdir. Onlar gafillerin ta kendileridir.” (Nahl 107-108)

Gaflet hali

Kişiyi felakete sürükleyen bütün hataların başlangıç noktasında gaflet vardır. “Unutmak, terk etmek, önemsememek, dikkatsizlik, dalgınlık” gibi anlamlara gelen gaflet kelimesi, “nefsin arzularına uymak”, “zamanı boşa geçirmek”, “dünya ve ahiret adına gerekli olan bir şeyin lüzumunu kavrayamamak”, “kalbin, Hakk’ın zikrinden mahrum kalması” ve “derin uyku” şeklinde tarif edilir. (Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, 141)

Gafletteki ana unsur her ne kadar “unutmak” olsa da buradaki unutma sehven değil, bilinçli bir unutkanlıktır. Buna göre bir şeyin bilerek terk edilmesine “gaflet”, bilmeden terk edilmesine ise “unutmak” denilebilir. Gaflet, bir nevi hak ve hakikatten yüz çevirip, umursamaz bir tavır takınmaktır.

Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerinde gaflet, ayetleri inkâr edenlerin, ahireti unutanların ve azaba düçar olanların vasfı olarak yer alır. (Araf 136 ve 146; Yunus 7 ve 92; Meryem 39; Enbiya 97; Rum 7; Kâf 22). Müşriklerin, Efendimiz s.a.v.’in davetini alaya almaları ve iman etmekten yüz çevirmeleri de gaflet hali ile vasfedilir:

“İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar gaflet içinde yüz çevirdiler.” (Enbiya 1)

“(Rasulüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir.” (Meryem 39)

Yine Kur’an-ı Kerim’de, insanın gaflet yüzünden hayvanlardan daha aşağı bir seviyeye indiği şöyle tasvir edilir:

“Andolsun biz, cin ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, onlarla kavrayıp anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla görmezler. Kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (A’râf 179)

Allah Tealâ insanlara hak ve hakikati, iyilik ve güzellikleri görme, işitme, anlayıp kavrama yeteneklerini vermesine rağmen öyleleri vardır ki, onlar bu nimetleri yaratılış amacına uygun bir şekilde ve doğru olarak kullanmazlar. Bu sebeple de cehenneme atılmaları sonucunu doğuracak yanlış inançlara sapar, kötü işler yaparlar. Yukarıdaki ayet-i kerime birinci derecede Rasulullah s.a.v.’in ilk muhatapları olan müşrikleri tehdit etse de evrensel uyarılar da içerir. (Kur’an Yolu Tefsiri, II, 630)

Gafletin en ileri derecesi şirk, küfür ve nifaktır. Bununla birlikte müminler için de gaflet söz konusudur. Şeytan, müminlerin ayağını kaydırmak için çeşitli yollara başvurur. Allah’ın rahmet ve mağfiretinin sonsuzluğuna güvendirerek günahı ve isyanı umursamaz hale getirir. “Nasıl olsa daha gençsin, ileride tevbe edersin, bütün günahların bağışlanır, Allah’ın rahmeti geniştir” diyerek isyana sevk eder. Fakat insanı yaratan, eğilimlerini ve zafiyetlerini en iyi bilen Yüce Mevlâ, bu hususta kullarını şöyle uyarır:

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı ne de evladın babası hakkında bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokman 33)

Gafletin ilacı

Gaflet hastalığının, yani hak ve hakikati göz ardı edip hidayet yolundan sapmanın zıddı ise zikirdir. Bu zikir ve hatırlama ile kul iman, hidayet ve takvasını muhafaza eder. Ne kadar iman, hidayet ve takva üzere ise o kadar gafletten uzaktır. Gaflete daldığı nispette de Rabbinden uzaklaşır ve şeytanın hedefi haline gelir:

“Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhruf 36-37)

Bu ayet-i kerime ile zikrin, mümini şeytanın tasallutundan muhafaza edeceği hatırlatılmış olmaktadır. Yine bir başka ayet-i kerimede Cenab-ı Hak, gaflet hastalığından kurtulmamız için sabah akşam kendisini zikretmemizi ister:

“İçinden yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini zikret; gafillerden olma!” (A’râf 205)

Gafletle uyuşan kalp, zikirle kendine gelir. Kalbi uyandıran ve diri tutan Yüce Mevlâ’nın zikridir. Bu yüzden ayet-i kerimede, “Dikkat edin! Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin bulur.” (Ra’d 28) buyurulmaktadır. Efendimiz s.a.v.’in “Allahım! Beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimle baş başa bırakma.” (Ebu Davud, II, 200) şeklindeki duası, gaflet halinin tehlikesine ve kalbin uyanık olmasının lüzumuna işaret eder.

Gafil olanlarla beraberlik kişiyi gaflete, zâkir olanlarla beraberlik ise kişiyi zikre sevk eder. Gafletten kurtulmanın en etkili yolu, kalbi zikirle uyanık olanlarla beraberliktir. Zira Yüce Mevlâ, Rasul-i Kibriya s.a.v. şahsında bütün müminleri uyararak, rızası uğruna gayret sarf edenlerle beraber olmalarını, zikirden gafil olanlara iltifat etmemelerini emreder:

“Rablerinin rızasını umarak, sabah akşam O’na yalvarıp dua edenlerle birlikte sen de sabret! Dünya hayatının cazibesine kapılıp da gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme!” (Kehf 28)



Semerkand Dergi Logo